top of page
Ara


Öykü- Onurcan Irmak- Şişe
Beyaz örtü serpildiğinde İstanbul’un her yeri sakinleşir. Hele ki İstiklal Caddesi! Hayalleri süsleyen bir güzelliğe, masalsı bir sessizliğe bürünür. Tam da böyle bir günde Taksim Heykeli’nden Şişhane’ye doğru yürüyordum. Rüzgâr tüm hızıyla sırtına bindirdiği kar taneleriyle estikçe esiyordu. Ne soğuktu öyle! Gözleri kısmadan ilerlemek mümkün değildi. Gürültülü müziklerden, bağıran dükkân çalışanlarından uzaklaşan İstiklal’e çocuk sesleri hakimdi. Kar yağar da çocuk sesleri o

İshakEdebiyat
5 saat önce


Öykü- Elif Erdoğan- Uno
“Cennete uçakla gidilir mi?” “Bilmem.” “Cennet uzak mı?” “Bilmiyorum.” “Filmlerdeki gibi bir kapsülün içine mi girmek gerekiyor?” “Bilmem ki.” “Peki ben ne zaman gideceğim?” “Hadi pijamaları giyelim, uyku vakti.” Gece lambası yanıyor, küf yeşili duvarlarda çelimsiz ama sevimli bir gölge ince uzun bitkin bir gölgenin ellerinde evirilip çevriliyor. Kollar yukarı, kollar aşağı, ayaklar yukarı, ayaklar aşağı. İyi geceler öpücüğü… Salonda lacivert kadife kaplı gürgen sandalyeler ö

İshakEdebiyat
2 gün önce


Hicret Birik Yazdı- İflah Olmaz Bir Tiryakiden ‘Sigara İçmemek’ Kitabı Üzerine
Bir yazanı yazar yapan şey neyi anlattığı mı, nasıl anlattığı mı mevzusu süregelen bir tartışma olsa da kalıcılık, anlatılan olayın kendine has bir üslupla birleşmesiyle alakalıdır, diye düşünüyorum. Zira aynı hikâye, farklı kalemlerde bambaşka bir tesire dönüşebilir. Okurun zihninde iz bırakan şey çoğu zaman olayın kendisi değil, onun dile getiriliş biçimidir. Bununla birlikte güçlü bir üslup arayışı, kimi zaman yazarı yapay bir gösterişe sürükleyebilir. Etkileyici görünme g

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Zeynep Altuntaş- Kırmızı Ayakkabılı Kadın
Deniz, beklemenin de bir meslek olduğunu yedi yıl sonra öğrendi. Liman kentlerinde insanlar zamanı takvimle değil, dönen gemilerle sayar. Kimi sabahlar martılar erkenden uyanır, denizin üstünde uzun daireler çizer. Kimi sabahlar rüzgâr tuzu şehrin dar sokaklarına kadar taşır. Eski evlerin pencereleri açılır, çay demlenir, balıkçılar ağlarını omuzlarına alır. Hayat, her gün aynı yerden yeniden başlar gibi görünür. Ama bazı bekleyişler vardır ki hiçbir sabah onları eskitemez. D

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- A. Emre Navgasın- İkisini De
Kıymetli dostum Serhat’a… Dünyayı örten ağustos güneşinin altındaki incecik gölgelerin taşta, toprakta cisimsiz suretlerle gezindiği; dünün bugün, yarın ve sonrasından farkının olmadığı günlerden biri… Cansız rüzgârların arada bir yerinden oynattığı kızılçam dallarının yeknesak cırıltısını kesen incecik bir ses: “Anne! Anne!” Koşmaktan boyun damarları kabarmış çocuk nefeslenmeye bile çalışmamıştı: “Emmim getirdi mi pilleri?” Uzun kollarının ucu iki defa katlanmış, kardeşi y

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Cindi Yıldırım- Dağların Babası
Gıcırtılı bir kapı sesiydi gidişin, sabahın köründe. Gittiğini göremem diye gözlerime uyku girmezdi sabaha kadar. İkide bir kocaman açılan ağzımdan ulaşmaya çalışırdı göz kapaklarıma uyku. Dışarıdan başaramadığı işi belki içeriden hallederim, diye düşünüyordu. Ağzımdan girmeyi başarabilseydi, kan çanağına dönen göz yuvalarıma ulaşıp içerden kepenkleri indirirdi belki de. Her seferinde dayanabildiğim kadar dayanırdım. Güneş sıcacık diliyle yüzümü yaladıktan sonra uyanırdım hep

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Mehmet Ali Ergin- Mavi Renkli Zarf
“Ve geceleyin, bir an için, sönmekte olan uzak bir müzik gibi, yankılarıyla birlikte geri döner hayatımızın ilk şiirinden ezgiler.” Kavafis, Sesler Kaç yıl oldu bakmadım hazine kutusuna. Annem taktı bu adı küçükken. Okuldan geldikten sonra odama gider kutunun içine bir şey koyacaksam koyar, sonra tekrardan yatağın altına en arkaya itip kimse bulmasın diye önüne de tek raflı kıyafet çekmecesini set olarak çekerdim. Kutunun içinde; zarflar, biblolar, küçük oyuncaklar, mp3 playe

İshakEdebiyat
8 Ağu


Öykü- Zeynep Özer Yücetaş- Dünyanın Kapıları
Otobüsün camından görünen uzak evlerde yanan solgun sarı ışıklara büyük hikâyeler yazıyordu yine kafasında. Bu ışıklarda insanı çağıran bir şey vardı. Bir davet, bir birliktelik hali… Ev olma hali! Dünyanın en sıcak kelimesi buydu belki de; ev! Çeşit çeşittiler… Yoksul evler, zengin evler, babası eve yeni gelmiş, ellerindeki portakalı masaya bırakan evler, annesi battaniye ören evler, kadeh tokuşturan evler, bir türküye eşlik eden evler, televizyon izleyen evler, bebeklerini

İshakEdebiyat
7 Ağu


Öykü- Şenay Şentürk- Sular Çekildiğinde
Ne zamandır yağmur yağdığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Belki birkaç ay belki birkaç yıl. Bedenlerimiz bize sonsuzca gelen bu ıslanmaya uyum sağladığından beri zamanı eskisi kadar önemsemez olduk. Evlerin çatıları durmaksızın sırtlarına inen dik darbelerden esneyip, gevşedikçe misafir ettik suyu evlerimize. Her evde kovalar, leğenlerle bu davetsiz misafire alanlar açıldı. Doldukça dışarıya taşıdık. Aktıkça berraklaştı sular. İçimizde biriken ne kadar tortu varsa, yatağımıza kadar

İshakEdebiyat
6 Ağu


Öykü- Elif Nur Günay- Yarım Kalan Cümleler
Sahafa gittiğim o yağmurlu günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Yağmur, kaldırım taşlarına usul usul düşüyor; vitrindeki eski kitapların üzerine ince bir buğu bırakıyordu. İçeri adım attığımda beni eski kâğıdın, mürekkebin ve yılların kokusu karşıladı. Tozlu rafların arasında ağır ağır dolaşırken, sanki her kitap okunmayı değil de yeniden hatırlanmayı bekliyordu. Rastgele uzandım ve yıpranmış ciltli bir kitabı elime aldım. Sayfalarını çevirmeye başladığım sırada içinden küçük, sa

İshakEdebiyat
4 Ağu
İshak Edebiyat
bottom of page
