top of page
Ara


Öykü- Şenay Şentürk- Sular Çekildiğinde
Ne zamandır yağmur yağdığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Belki birkaç ay belki birkaç yıl. Bedenlerimiz bize sonsuzca gelen bu ıslanmaya uyum sağladığından beri zamanı eskisi kadar önemsemez olduk. Evlerin çatıları durmaksızın sırtlarına inen dik darbelerden esneyip, gevşedikçe misafir ettik suyu evlerimize. Her evde kovalar, leğenlerle bu davetsiz misafire alanlar açıldı. Doldukça dışarıya taşıdık. Aktıkça berraklaştı sular. İçimizde biriken ne kadar tortu varsa, yatağımıza kadar

İshakEdebiyat
10 saat önce


Öykü- Elif Nur Günay- Yarım Kalan Cümleler
Sahafa gittiğim o yağmurlu günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Yağmur, kaldırım taşlarına usul usul düşüyor; vitrindeki eski kitapların üzerine ince bir buğu bırakıyordu. İçeri adım attığımda beni eski kâğıdın, mürekkebin ve yılların kokusu karşıladı. Tozlu rafların arasında ağır ağır dolaşırken, sanki her kitap okunmayı değil de yeniden hatırlanmayı bekliyordu. Rastgele uzandım ve yıpranmış ciltli bir kitabı elime aldım. Sayfalarını çevirmeye başladığım sırada içinden küçük, sa

İshakEdebiyat
2 gün önce


Zekeriya Şimşek Yazdı- Heykeller Arasında Bir Öykü Bahçesi: Neşe Koçak
Çılgın, kaotik ve hayâlleri çatlamış bir kadın. “Uygunsuzlar”, aynı günlerde yeniden okuduğum Said Maden’in (1931-2013) şu dizeleriyle eşleşirken… henüz tanışmıyorduk. “Geçen gün ayağıma takılan o gülünç şey vardı ya, o delik deşik, üstüne basıla basıla yassılmış eğri büğrü şey, pis kaldırımdan eğilip aldım da sana gösterdim ya hani, bir göz atınca ne dedik? Hiçliğin özüdür olsa olsa bu, gereksizliğin simgesi, bir çırgan!” Neşe Şengök (Neşe Koçak mahlasıyla yazıyor, asıl soya

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Mehmet Kalender- Loto
Saat öğle biri geçiyordu. Telefon çaldı. “Alo, evet Sinan Y. benim. Hayır müsait değilim, gerçekten şu an müsait değilim. Tamam, olur, iyi günler.” Yattığı koltukta hafifçe doğruldu telefonuna bakarak. Hızlıca üzerindeki ince battaniyeyi kenara atıp oturdu. Uykulu gözlerle önüne baktı bir süre, ardından küçük oturma odasında göz gezdirdi. Koltuğun üzerine serdiği yatak çarşafı yerde sürünüyordu, tekli koltuğun üzerine kıyafetler atılmıştı. Yerde boş bira kutuları, içerisinde

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Hicret Birik- Seçilmiş
Sessizlik… Derviş Fundusi’nin elinden kurtulduktan sonra istediğim tek şey buydu. Bütün sesleri yutan bir sessizlik. Dünyanın gönül gözünün aydınlandığı kör gecede nehrin kıyısından suya doğru uzayan çalılıklara takıla takıla ilerliyordum. Kulaklarımda beni çıldırtan bir gürültü patlıyordu: “Beni seç! Beni seç! Ey Derviş Fundusi!” Gece arınması saatinde gelmiştin. Dokuz kişiydik suyun içinde. Aramızda bir balık yüzüyordu. Bacaklarımıza, omuzlarımıza, göğsümüze kayganlığı deği

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Berrin Şermet Doğan- Yıkar mıyız Sende?
“Dilekçelerinizi anlaşmalı vermişsiniz.” “Evet, Hâkime Hanım.” Kâtibe evde örgü örüyor gibi. Kürsünün altında, elleri klavyede, bakışları bizde. Anlaşmalı kelimesini duyar duymaz gözlüğünün üzerinden önce Kerem’e sonra bana bakıyor, salondaki sessizliği böyle bozuyor. Kararım kesin Kâtibe Hanım, dert etme sen. Bak, mübaşir oralı değil, işinde gücünde, gözü de kürsüde. Elinde sayfalarca duruşma listesiyle arada dışarı çıkıyor. Yüksekten ama kısa cümlelerle konuşuyor, kapının ö

İshakEdebiyat
30 Tem


Öykü- Cem Demirok- Taşınma
Arabayı sitenin birkaç sokak ilerisine park ettim. Cadde boyunca çalışan yalnızca üç sokak lambasından bir tanesinin altında, turuncu ışığın onu aydınlatmasına izin vererek kontağını kapattım ve indim. Burasının otuz sene önce bomboş bir arazi olduğunu hatırlıyorum. Toprak yolların üzerinde, yağmurlu havalarda geçip giden traktörlerin ve askeri ciplerin bıraktığı derin yarıklar olurdu. Annemin bize gitmek için son sınır olarak belirlediği mesafe de burasıydı, ya da belki birk

İshakEdebiyat
29 Tem


Öykü- Züleyha Yılmaz- Disko Topu
Doktorun yıkanmaktan griye dönmüş önlüğü bana gözlerimde bir sorun olup olmadığını sorgulatıyor. Odanın masanın arkasına denk gelen duvarında duran diplomaları dikkatimi çekiyor. Çerçeveleri tek tek sayıyorum. Çocukluktan kalma bir alışkanlık. Hayatımda izlediğim filmlerin doktor sahneleri bir bir gözümün önünden geçiyor. Kutsi’nin Yasemin Özilhan’ı evlenmek üzereyken terk ettiği sahneyi hatırlayıp yine “Allah belanı versin!” diyerek elimde olmadan bedduamı savuruyorum, Yarad

İshakEdebiyat
28 Tem


Öykü- F. Mert Erdoğan- Aralık
Uzun bir geceydi. Bursa’dan gelecek arkadaşımı beklerken köşe banklarından birine oturmuş, beyaz bir sokak lambasının altında, bir yandan bitirmeye çalıştığım Romeo ve Juliet’e odaklanmaya çalışıyordum. Bir anne, baba ve çocuktan oluşan ailenin parka girmesiyle bozulan dikkatimi yeniden toplayabilmem için bir süreye ihtiyacım olacaktı. Önce, ittirdikleri koltuk değneği; ardından aile, batmakta olan bir gemiden son bir kurtuluş umuduyla paralel bir evrene geçercesine çalılıkla

İshakEdebiyat
27 Tem


Öykü- Ayşe Turkay Yiğit- Norveç’ten mi Geliyon da Yâr Sen Oslolu musun?
O hafta sonu benim apandis (evet apandis, organın adı apandis olup, tıkanıp iltihaplanması durumuna ise apandisit deniliyor, alın size tıbbi bilgi, hizmette sınır yok müessesede) yaşadığı gerilime dayanamayıp patladı. Sanırım yeter artık yaşadığım bu hayat, bu pisliğin içinde ben yokum dedi ve boom! Sanırsın on yıldır tutuklu yargılanıyor. Arkadaşım -apandis sana sesleniyorum- tıp bilimi yıllardır senin ne işe yaradığını bulamamış. Hakkında bilinen en net bilgi sensiz de yaşa

İshakEdebiyat
25 Tem
İshak Edebiyat
bottom of page
