top of page
Ara


Öykü- A. Emre Navgasın- İkisini De
Kıymetli dostum Serhat’a… Dünyayı örten ağustos güneşinin altındaki incecik gölgelerin taşta, toprakta cisimsiz suretlerle gezindiği; dünün bugün, yarın ve sonrasından farkının olmadığı günlerden biri… Cansız rüzgârların arada bir yerinden oynattığı kızılçam dallarının yeknesak cırıltısını kesen incecik bir ses: “Anne! Anne!” Koşmaktan boyun damarları kabarmış çocuk nefeslenmeye bile çalışmamıştı: “Emmim getirdi mi pilleri?” Uzun kollarının ucu iki defa katlanmış, kardeşi y

İshakEdebiyat
2 saat önce


Öykü- Cindi Yıldırım- Dağların Babası
Gıcırtılı bir kapı sesiydi gidişin, sabahın köründe. Gittiğini göremem diye gözlerime uyku girmezdi sabaha kadar. İkide bir kocaman açılan ağzımdan ulaşmaya çalışırdı göz kapaklarıma uyku. Dışarıdan başaramadığı işi belki içeriden hallederim, diye düşünüyordu. Ağzımdan girmeyi başarabilseydi, kan çanağına dönen göz yuvalarıma ulaşıp içerden kepenkleri indirirdi belki de. Her seferinde dayanabildiğim kadar dayanırdım. Güneş sıcacık diliyle yüzümü yaladıktan sonra uyanırdım hep

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Mehmet Ali Ergin- Mavi Renkli Zarf
“Ve geceleyin, bir an için, sönmekte olan uzak bir müzik gibi, yankılarıyla birlikte geri döner hayatımızın ilk şiirinden ezgiler.” Kavafis, Sesler Kaç yıl oldu bakmadım hazine kutusuna. Annem taktı bu adı küçükken. Okuldan geldikten sonra odama gider kutunun içine bir şey koyacaksam koyar, sonra tekrardan yatağın altına en arkaya itip kimse bulmasın diye önüne de tek raflı kıyafet çekmecesini set olarak çekerdim. Kutunun içinde; zarflar, biblolar, küçük oyuncaklar, mp3 playe

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Zeynep Özer Yücetaş- Dünyanın Kapıları
Otobüsün camından görünen uzak evlerde yanan solgun sarı ışıklara büyük hikâyeler yazıyordu yine kafasında. Bu ışıklarda insanı çağıran bir şey vardı. Bir davet, bir birliktelik hali… Ev olma hali! Dünyanın en sıcak kelimesi buydu belki de; ev! Çeşit çeşittiler… Yoksul evler, zengin evler, babası eve yeni gelmiş, ellerindeki portakalı masaya bırakan evler, annesi battaniye ören evler, kadeh tokuşturan evler, bir türküye eşlik eden evler, televizyon izleyen evler, bebeklerini

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Şenay Şentürk- Sular Çekildiğinde
Ne zamandır yağmur yağdığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Belki birkaç ay belki birkaç yıl. Bedenlerimiz bize sonsuzca gelen bu ıslanmaya uyum sağladığından beri zamanı eskisi kadar önemsemez olduk. Evlerin çatıları durmaksızın sırtlarına inen dik darbelerden esneyip, gevşedikçe misafir ettik suyu evlerimize. Her evde kovalar, leğenlerle bu davetsiz misafire alanlar açıldı. Doldukça dışarıya taşıdık. Aktıkça berraklaştı sular. İçimizde biriken ne kadar tortu varsa, yatağımıza kadar

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- Elif Nur Günay- Yarım Kalan Cümleler
Sahafa gittiğim o yağmurlu günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Yağmur, kaldırım taşlarına usul usul düşüyor; vitrindeki eski kitapların üzerine ince bir buğu bırakıyordu. İçeri adım attığımda beni eski kâğıdın, mürekkebin ve yılların kokusu karşıladı. Tozlu rafların arasında ağır ağır dolaşırken, sanki her kitap okunmayı değil de yeniden hatırlanmayı bekliyordu. Rastgele uzandım ve yıpranmış ciltli bir kitabı elime aldım. Sayfalarını çevirmeye başladığım sırada içinden küçük, sa

İshakEdebiyat
6 gün önce


Zekeriya Şimşek Yazdı- Heykeller Arasında Bir Öykü Bahçesi: Neşe Koçak
Çılgın, kaotik ve hayâlleri çatlamış bir kadın. “Uygunsuzlar”, aynı günlerde yeniden okuduğum Said Maden’in (1931-2013) şu dizeleriyle eşleşirken… henüz tanışmıyorduk. “Geçen gün ayağıma takılan o gülünç şey vardı ya, o delik deşik, üstüne basıla basıla yassılmış eğri büğrü şey, pis kaldırımdan eğilip aldım da sana gösterdim ya hani, bir göz atınca ne dedik? Hiçliğin özüdür olsa olsa bu, gereksizliğin simgesi, bir çırgan!” Neşe Şengök (Neşe Koçak mahlasıyla yazıyor, asıl soya

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Mehmet Kalender- Loto
Saat öğle biri geçiyordu. Telefon çaldı. “Alo, evet Sinan Y. benim. Hayır müsait değilim, gerçekten şu an müsait değilim. Tamam, olur, iyi günler.” Yattığı koltukta hafifçe doğruldu telefonuna bakarak. Hızlıca üzerindeki ince battaniyeyi kenara atıp oturdu. Uykulu gözlerle önüne baktı bir süre, ardından küçük oturma odasında göz gezdirdi. Koltuğun üzerine serdiği yatak çarşafı yerde sürünüyordu, tekli koltuğun üzerine kıyafetler atılmıştı. Yerde boş bira kutuları, içerisinde

İshakEdebiyat
3 Ağu


Öykü- Hicret Birik- Seçilmiş
Sessizlik… Derviş Fundusi’nin elinden kurtulduktan sonra istediğim tek şey buydu. Bütün sesleri yutan bir sessizlik. Dünyanın gönül gözünün aydınlandığı kör gecede nehrin kıyısından suya doğru uzayan çalılıklara takıla takıla ilerliyordum. Kulaklarımda beni çıldırtan bir gürültü patlıyordu: “Beni seç! Beni seç! Ey Derviş Fundusi!” Gece arınması saatinde gelmiştin. Dokuz kişiydik suyun içinde. Aramızda bir balık yüzüyordu. Bacaklarımıza, omuzlarımıza, göğsümüze kayganlığı deği

İshakEdebiyat
31 Tem


Öykü- Berrin Şermet Doğan- Yıkar mıyız Sende?
“Dilekçelerinizi anlaşmalı vermişsiniz.” “Evet, Hâkime Hanım.” Kâtibe evde örgü örüyor gibi. Kürsünün altında, elleri klavyede, bakışları bizde. Anlaşmalı kelimesini duyar duymaz gözlüğünün üzerinden önce Kerem’e sonra bana bakıyor, salondaki sessizliği böyle bozuyor. Kararım kesin Kâtibe Hanım, dert etme sen. Bak, mübaşir oralı değil, işinde gücünde, gözü de kürsüde. Elinde sayfalarca duruşma listesiyle arada dışarı çıkıyor. Yüksekten ama kısa cümlelerle konuşuyor, kapının ö

İshakEdebiyat
30 Tem
İshak Edebiyat
bottom of page
