top of page
Ara


Öykü- Hicret Birik- Bahis
Sevgili yazarımız Hicret Birik, göbeğime kurulmuş meydanda, elinde kitap, mefahirini sayıp dökerek bana caka atıyor. Neymiş efendim, böyle hikâye olur muymuş? Küçük bir hikâyeyi bu kadar uzatmaya ne gerek varmış! Ah Hicret Birik ah! Azıcık efendi-ya da hanımefendi-olsa hayatındaki kalabalığı görecek. Ne var ki kendi hikâyesini çok büyük zannedene ifade-i meram etmek dilin nasır bağlamasından öteye gitmez. Bu sebeple kendisine karşı hikâyemi müdafaa edeceğime onunla bir iddiay

İshakEdebiyat
4 saat önce


İshak İlk Kitap Soruşturması- S. Sinan Özer
1- Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Aslına bakarsanız öykü veya genel itibarıyla bir şeyler yazma fikri kendimi bildim bileli vardı. Doksanların çocuğuyum. O zamanlar şu an kullandığımız makineler yok. Evimizde bir televizyon ve mütevazı bir kitaplık vardı. Öyle itinayla seçilmiş eserler falanda değillerdi hani. Ama bana yetiyorlardı. Şimdi düşünüyorum da geçmişi iyi ki varlarmış. İşte o zamandan 2010’lara kadar çeşitli denemeler, şiirler, öyküler denedim. Fakat 2013’

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Yasemin Erdemci- Oynayalım mı?
Elindeki bıçağı kavanoza bir kez daha daldırdı. Nutella bıçağın ucunda ağır ağır uzarken çocuğun yüzünde sabırsız bir ifade vardı. “Biraz daha Nutella verir misin?” dedi, az önce hiç almamış gibi. Adnan kavanozu uzattı. Camın içindeki kahverengi izlere dalıp gitti; çocukken o izleri kaşığının ucuyla sıyırıp gizlice yaladığı geldi aklına. “Bugün ne yapalım?” dedi, sesi yorgundu. “Oyun oynayalım,” dedi çocuk. Gözleri parladı. “Tamam.” Adnan koltuğun arkasına yaslandı. “Canım bu

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Can Aşır- Kerpiç Ev
Kimi insanlar vardır; kuş tüyü hafifliğinde yaşarken an gelir gözünü bile kırpmadan bir tufan koparır. Güneş dağların ardından güne veda etmeye hazırlanırken, köyde kalan son kerpiç evlerden birinde oturan Üzeyir, karısının hazırladığı sofrada bağdaş kurmuş, ona baldan tatlı gelen bulgur pilavını iştahla yiyordu. Gülizar evi ikiye bölen perdenin arkasında; yatak odasındaydı. Bir yandan yüklükten döşekleri indirip yer yatağını hazırlıyor, bir yandan da perdenin diğer tarafında

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Aziz Erdoğan- Olan Bizim Eşeğe Oldu
Servet memleketin en tuhaf koleksiyoneriydi. Millet para pul biriktirip kitap toplarken o, savaşlarda şehit düşmüş, gazi olmuş askerlerin eşyalarını toplardı. Her hafta sonu olduğu gibi yine mezatlara gidecek, eşya arayacaktı. Belki bir gazinin tütün tabakası için ihalelere girecek, kartının son limitlerini oraya harcayacaktı. Yine böyle bir gün, şehrin kuytu köşesinde bulunan bir antikacı fark etti. Kapının üstünde "Antikacı Ömer" yazıyordu. "Geçmişin tozu bizde birikir." İç

İshakEdebiyat
4 gün önce


Elmas Tunç ile "Zincirleme Günah Tamlaması" Hakkında Konuştuk
İlk öykü kitabınız “Zincirleme Günah Tamlaması” Ocak 2026'da Metinlerarası Kitap’tan çıktı. Okuru bol olsun. 1-Öncelikle kısaca kendinizden söz eder misiniz? Konya ilinin Çumra ilçesinde doğdum. Kamuda acil tıp teknisyeni olarak çalışıyorum. Aynı zamanda Sosyoloji bölümünden mezunum. Mesleğim gereği, hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide çalışmak, insanla iç içe olmak, ona yalnızca sosyolojik açıdan bakmayı değil empatiyle yaklaşarak bağ kurmayı da öğretti bana. Bu nedenle;

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Huriye Kaya- Poşet
Sanki neşesi gibi bedeni de gitgide küçülüyor, bir siyah kumaşın soluşu gibi bembeyaz soluyordu annem. Eve vardığımızda mutfağın ışıkları açıktı. Annem yine o huzursuz telaşına kapılarak alelacele içeri girdi. Son zamanlarda her eve dönüşümüz aynıydı; kapıdan girer girmez evi kontrol eder, perdeleri düzeltir, eksilen bir şeyler olduğunu söyler dururdu. Annemin hemen arkasından babama seslendim, başka kim olabilirdi ki? Elinde mutfak havlusuyla karşıladı bizi. “Efendim kızım,”

İshakEdebiyat
19 Ağu


Öykü- Emre Karakaya- Hayvanlar
Doğrulup pencereyi kapattım. Kedinin ciyaklaması kesildi. Ayaklarımı sarkıttım. Kötü bir koku geldi burnuma. Koltuk altım. Yapışkan bir sıvıyla kaplı. Burnumu kaşıdım. Yatak odasında ses yok. Bekleyecek değilim. İki poğaça şimdilik iş görür. Kimse görmeden indiririm mideye. Dünden kalan birkaç bozukluk cebimde olmalı. Güneş burada daha erken doğuyor. Pazar pazar millet sokaklarda. Sıcak havanın içinde kımıl kımıllar. Beyaz kaldırım taşlarından yansıyan ışıkta tuhaf şekiller g

İshakEdebiyat
17 Ağu


Öykü- Onurcan Irmak- Şişe
Beyaz örtü serpildiğinde İstanbul’un her yeri sakinleşir. Hele ki İstiklal Caddesi! Hayalleri süsleyen bir güzelliğe, masalsı bir sessizliğe bürünür. Tam da böyle bir günde Taksim Heykeli’nden Şişhane’ye doğru yürüyordum. Rüzgâr tüm hızıyla sırtına bindirdiği kar taneleriyle estikçe esiyordu. Ne soğuktu öyle! Gözleri kısmadan ilerlemek mümkün değildi. Gürültülü müziklerden, bağıran dükkân çalışanlarından uzaklaşan İstiklal’e çocuk sesleri hakimdi. Kar yağar da çocuk sesleri o

İshakEdebiyat
15 Ağu


Öykü- Elif Erdoğan- Uno
“Cennete uçakla gidilir mi?” “Bilmem.” “Cennet uzak mı?” “Bilmiyorum.” “Filmlerdeki gibi bir kapsülün içine mi girmek gerekiyor?” “Bilmem ki.” “Peki ben ne zaman gideceğim?” “Hadi pijamaları giyelim, uyku vakti.” Gece lambası yanıyor, küf yeşili duvarlarda çelimsiz ama sevimli bir gölge ince uzun bitkin bir gölgenin ellerinde evirilip çevriliyor. Kollar yukarı, kollar aşağı, ayaklar yukarı, ayaklar aşağı. İyi geceler öpücüğü… Salonda lacivert kadife kaplı gürgen sandalyeler ö

İshakEdebiyat
13 Ağu
İshak Edebiyat
bottom of page
