top of page
Ara


Öykü- Mustafa Seyfi- Üzüntü
Leylekler göç etmedi bu yaz. Günün muhtelif saatlerinde balkona çıkıp bekledi onları. Dışarıda sonsuz rahatsızlığıyla akıp gidiyordu yaşam: korna çalan arabalar, birbirine bağıran insanlar, evlerin açık camlarından sızan kötü şarkılar. Dünya bütün sesiyle bağırıyordu gene. Ama o memnun değildi durumdan. Başkalarının gürültüsünden kendi iç sesini duyamıyordu. Aradığı bir şey varmış gibi oradan oraya dolandı durdu evin içinde. Tül perdenin ardında kum rengi gökyüzü. Balkona sür

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Buket Kılıç- Pazar
Öğretmenler odasında ayakta durmakta güçlük çeken askılığa takılıyor gözü. Yine de taşıyor montumu, helal olsun. Sendeki direnç bende olsa, diyor. Giyiniyor sıkıca. Herkes çıktı, o kaldı. Nöbetçi. Binaların arasındaki küçük yapının küçücük bahçesinin nöbetçisi. Kurs boşalmış, itiş kakış demeden bütün öğrenciler gitmiş hapishane kaçkını gibi evlerine koşarak. Sanki bağlıyoruz sizi diye geçiriyor içinden, işkence ediyoruz sanki. Küçük, iğrenç böcekler! Çıkacak artık. Masanın ta

İshakEdebiyat
3 gün önce


Elif Erdoğan Yazdı- Şimdi Karşıya Geçebilirsiniz Ama Önce Ünleminizi Uzatınız!
Bir kitap adıyla, sanıyla, kapağıyla okurun kulağına bir şeyler fısıldar. Kimi kitaplar renk cümbüşünün, çoklu imgelerin büyüsüyle kendini tamamlatır; kimi kitaplarsa son derece minimal, öyle dümdüz görünmesi için tasarlanmış görsellerle gayet iyi anlaşır. Hakeza kitap isimleri de bazen günde elli kere kullandığımız bir kelimeden veya kelime grubundan oluşur bazen de günde elli kere, yüz kere duyulan ama kimsenin-ki burada Hüseyin Kılıç’ı tenzih ederim- ‘’Bu sesten ne öykü ol

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- Ahmet Keskinkılıç- Göründüğü Gibi
Her şey bir retina dekolmanı sonrası geçirdiğim vitrektomi ameliyatından sonra başladı. Retinamda oluşan bir yırtık sonrası göz küreme dolan kanla birlikte görüşüm bozulmuş, görme kaybı yaşar olmuştum. Bu maraz sol gözümde meydana geldiğinden, esasen, hayatımın o denli zorlaşmaması gerekirdi, neticede sağ gözümle yaşamımı idame ettirebilirdim. Gelgelelim sağ gözüm de doğuştan yaşanan bir sıkıntıdan dolayı halihazırda görmüyordu. Yani, sözün özü bu retina yırtığı sonucu oluşan

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Esra Topaloğlu- Akşam Yemeği
Oturduğu yerde hafifçe kıpırdandı. Boğazını temizleyip bir yandan tebessüm etmeye çalışarak karşısındaki kadının gözlerine bakıp salonu teftişe başladı. Yüksek tavandan sarkan ışıltılı avizelere, masalara, masaların üzerindeki yapma çiçek yerleştirilmiş vazolara baktı son olarak. Nereden söz açacağını bilemiyordu. Uzun, çok uzun bir zaman olmuştu. Unutacak kadar uzun bir zaman… Bir kadınla yemeğe çıkmak, konuşmaya başlamak… Şimdi özgüvenini yitirmiş olduğunu hissediyordu. Oys

İshakEdebiyat
17 Haz


Emine Kelismail Yazdı- "Papağan-ı Şerif Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı" Hakkında
Papağan-ı Şerif Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Hüseyin Safa Ak’ın 2024 yılında Metinlerarası Kitap’tan çıkan ikinci öykü kitabı. İlk kitabı ise Ölülerin Uğrak Mahallesi. Yazarı biraz tanımak için öncelikle ilk öykü kitabında dikkatimizi çeken unsurlarla başlamak istiyoruz. Ölülerin Uğrak Mahallesi’nde yazar; okur yorumlarına yer veriyor. Elbette bu kurgunun bir parçası. Benzer bir yöntem kullanan bir öykü okumadığımız için bundan bahsetmek istedik. Öyküler bir blog üzerinde

İshakEdebiyat
16 Haz


Öykü- Hasan Hüseyin Akkaş- Far Avı
Önceki gecenin küçük çaplı katliamının kahredici etkisinden kurtulamayan Nezih, bir eli çenesinde, diğeriyle kalem çeviriyordu. Gözleri önündeki projede olsa da zihni çok başka yerlerdeydi. Seramik kupasındaki çayı yudumlamamış, ekmek arası kaşar peynirinden bir parça bile koparmamıştı. Yüzü solgun, genel hali yorgundu, dikkatini bir türlü toplayamıyor, işine odaklanamıyordu. Yetişmesi gereken bir proje vardı ve hafta sonuna kadar teslim etmesi gerekiyordu. Bir müddettir işin

İshakEdebiyat
15 Haz


Öykü- Zeynep Altuntaş- Yadigâr
Psikiyatri servisinin kapısı, insanı içeri alırken değil de biraz eksilterek geçiriyordu sanki. İçeridekiler susuyordu ama bu suskunluk boş değildi, herkesin içinde konuşan bir şey vardı. Annemle yan yana oturduk. Sandalyeler sertti. Ama asıl sert olan, kimsenin kimseye bakmamasıydı. Yanımızdaki kadın bir süre ellerine baktı. Sonra konuşmaya başladı. Sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi. “Ben dört aylıkken babam öldü,” dedi. Cümle ortada kaldı. “Annem gitti… yeniden evlendi.” Se

İshakEdebiyat
14 Haz


Öykü- Mehmet Kalender- Bayramdan Önce
Meltem rüzgârlı bir yaz sabahı. On beş dakikadır uyku ile uyanıklık arasında gidip geliyorum. Rüzgâr, odanın kapısını inatla zorluyor; kapının gevşek dilinin çıkardığı ritme, rüzgârın uluması da eşlik ediyor ve her dalışımda dürtüyor beni. Sonunda rüzgâr galip geliyor, kapı “çık” diyerek açılıyor. Çörek kokusu kaplı bu esinti içeri doluyor, tül perdeyi hırçın bir aleve çeviriyor. Tenimde hissettiğim dokunuşları, istemsiz bir mutluluk bırakıyor bende. Yarın bayram. Annem ve ba

İshakEdebiyat
12 Haz


Öykü- Betül Solak- Gümüş Düğmeler
“Hatıralar bazen bir melodiye, bir şarkıya, bazen de bir çift gümüş kol düğmesine sığar.” Henüz on yedi yaşlarımın sonlarında; hayatı sorgulayan, hayatı öğrenmeye çalışan, ne istediğimi bilmeyen toy bir genç kızdım. Herkesin aynı yoldan geçtiği o malum yaşlardaydım. O gün gelip çatmıştı. Pek heyecanlı değildim açıkçası çünkü umudum yoktu. (Bana göre heyecan, umutla beklediğin bir şeyden sonra gelen bir duyguydu.) Yeni günün ilk saatlerinde aldığım bir mesajla, akıllı telefo

İshakEdebiyat
9 Haz
İshak Edebiyat
bottom of page
