top of page
Ara


Öykü- Nilgün Erdem- Camdaki Leke
Ah bu düğüncüler. Ne var ne yok indirtmeseler olmaz. Hele o kaynanaların hali neydi öyle. Aman, düşman başına. Hiç anlamıyordum. Alacağınız iki gecelik, don, sutyen bilmem ne. O kadar tantanaya değer mi? Savaştan çıkmış gibiyim. Gerçi yıllardır aynı şeyi yaşamıyor muyum? Bu düğüncü milletine söylensem de, onlar olmasa, mahalle arasına sıkışmış küçücük, alameti farikası adından belli “tuhafiye” dükkanımı bu kadar yıldır nasıl devam ettirebilirdim ki? Raflarımda düğün telaşına

İshakEdebiyat
26 dakika önce


Öykü- Mehmet Kalender- Bir Damla Pus
En son dolmuşu kaçırmamış olmayı umarak durağa geliyorum. Hava puslu ve epey soğuk. Havanın soğuğu pişmanlığımı kabartıyor; beraberinde getirdiği sorular evham deliklerinden sızıyor. Oysa babaannem ve Songül halam kalmam için ısrar etmişti. Dolmuş gelmezse geri döneceğim; gece, gece bu soğukta beklemeye değer mi, bilinmez. Yarın erkenden işlerim var, eve gitmek daha iyi. Soruları savuşturarak zaman geçsin, soğuğu unuturum diye telefonla uğraşacağım; ama şarj az, anahtar yanım

İshakEdebiyat
1 gün önce


Elmas Tunç Yazdı- Hayalle Gerçeğin Savaşında Truva Atına Gizlenmiş Regresyon İzleği: Tahta Bacaklı At
İsmini yarışmalarla duyuran Zeliha Tamer Uçar'ın ilk öykü kitabı olan "Tahta Bacaklı At" 2025 Ekim ayında Metinlerarası Kitap etiketiyle okuruyla buluştu. Eser 13 öykü 115 sayfadan müteşekkil. Dili akıcı, sade olan bu kitapta yazarın öykülerinde ortak bir tema olmamasına rağmen genel olarak gerçeğin içine hayalin sızdığına tanık oluyorsunuz. Bunu metaforik olarak şöyle ifade edebiliriz. Yazar, okura bir hikâye sunarken aslında içeriye çocukluğun bastırılmış duygularını(askerl

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- M. Bülent Bingöl- Gecegezen
Adam kafasına yıldız düşecek korkusuyla gece gece şemsiyeyle dolaşıyordu. Parkın en karanlık kısmında Gecegezen kızla karşılaştı. “Bu yaz sıcağında gece gece şemsiyeyle dolaşmakta neyin nesi?” “Sen nerede yaşadığının farkında değil misin? Etrafına baksana insanın başına her şey gelebilir.” “Düşebilir,” diye düzeltti Gecegezen kız. Şemsi, parkın bu en kuytu yerindeki bankta her gece oturduğunu, burada huzur bulduğunu ama altında oturduğu ağacın adını bilmediğini söyledi Gecege

İshakEdebiyat
3 gün önce


Öykü- Burhan Barak- Bazı Defterler Kapanmaz
Ezgi dükkâna girdiğinde Ömer'in ayarı bozuldu. Nefes alışverişi yüz metre koşusuna katılan maratoncunun solunum hızına ulaştı ama Ezgi yadırgamasın diye dişlerini sıkıp dudaklarını büzdü. O an bir fırıncı kalfası olduğunu unutup ellerinde kuruyan hamur lekelerinden utandı. Önlüğünde biriken unları Ezgi görmeden çırpmaya çalıştıysa da ilk vuruşta pişman oldu. Havaya karışan toz, Ezgi’yi ardı ardına üç kez hapşırttı. Bir müzik aletinin ince telinden çıkan tiz bir nota gibiydi.

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- Sibel Oğuz- Dört Taş
Günün birinde biri çıkıp yeşile beyaz diyecek. Beyaza şüpheyle bakmayı öğreneceğim. Sonra senin sözlerin düşecek aklıma. "Giderken şapkanı unutma..." Cebinden taşları çıkarıp masanın üzerine koyuyorsun. Şekilsiz, düzensiz; kenarları keskin. “Hadi otur,” diyorsun. Masanın bir ayağı boşlukta, diğer üçü sağlam. Karşılıklı oturuyoruz. Güneş ikimizi ortadan bölüyor. Eğilmiş masanın altından parçalarımızı topluyorum. Ellerim gözlerinin bataklığına düşüyor. Beni içine çekiyorsun. Ne

İshakEdebiyat
24 Nis


Öykü- Hüseyin Sefa Ak- Çürük Balık
Diriliği ve iriliğiyle dikkat çeken ihtiyar, üç yerinden bıçaklanarak öldürülen Süleyman Gümüş’ü defnetmek üzere, tabuttan büyük bir özenle çıkardı. Gümüş öylesine güzel kefenlenmişti ki, kefen sanki bu ölüyü sevmiş, onu canı gibi sarıp sarmalamıştı. İhtiyarın bu dikkatli ve ince çalışma tarzı, “kutu açılımı” yapan internet şöhretinin ihtimamını andırıyordu. Ne var ki bu “açılım”, ölünün ayrıntılı bir açıklamasını ya da tanıtımını içermiyordu. Açılımı ihtiyar yaptı; açıklamas

İshakEdebiyat
23 Nis


Öykü- Damla Yeğin Demirezen- Boşluğun Rengi
Sabah tam 06:45’te bir asker disipliniyle uyandı. 07:00 olana dek tavandaki lekeleri bir sanat eserini çözümlüyormuşçasına sessizce seyrettikten sonra kalkıp karyolanın kenarındaki terlikleri özenle ayaklarına geçirdi. Banyoya gidip yüzünü sabunla köpürterek yıkadı. Her zamanki gibi iki dakika boyunca dişlerini hiçbir anını sektirmeden fırçaladı. Kafasındaki sesler de uyanmıştı onunla. Gözlerinde hâlâ çapak var. Ya o tırnaklarının arasındaki kirleri de mi görmüyorsun? Yeterin

İshakEdebiyat
21 Nis


Öykü- Kerem Han- Garbi Yeli
“İçim kapkara, çocukluğuma en fazla yaklaştığım yer burası,” derdi. Gönlü tökezlediğinde Afşin’deki Hurman Çayı’nı saatlerce seyreder, suyun sesiyle karanlığının hafiflediğini duyardı. O çayın çağıldayışında bir rüzgâr saçlarından süzülür, eski adımlarının hatırasına dokunarak dolaşırdı. Hakan abi, karnını doyuracak kadar toprağı olan bir Maraş çiftçisiydi. Toprağa eğilmiş esmer elleriyle hayatı yoğurmuştu. Kelimelere tutunarak ayakta kalmış bir düşünür ve dizelerde soluk ala

İshakEdebiyat
20 Nis


Öykü- Çilem Kılıç- Başka Bir Zamana Kaldık
"Ölümümüzden sonra başka bir ömür gerek; ki biz bu ömrü sevgiliye kavuşma ümidiyle tükettik." Sadi Şirazi Yirmi yıl sonra ilk kez yan yana oturuyorlardı. Akşam güneşi denizin üzerine kızıl bir perde sererken, rüzgâr ikisinin de suskunluğunu usulca okşuyordu. Bankın soğuk demirine rağmen aralarında yıllardır hiç unutulmayan o sıcaklık dolaşıyordu; sanki geçen onca yıl, şehirlerin gürültüsü, kırgınlıklar, başka hayatların ağırlığı o an denizin kıyısında çözülüp gitmişti. İkis

İshakEdebiyat
18 Nis
İshak Edebiyat
bottom of page
