top of page
Ara


Öykü- Mehmet Kalender- Akşam Üzeri Market Dönüşü Küçük Bir Dost ile Sohbet
Ağustos ayının sıcak bir akşamüzeri, market alışverişi yapmış, ellerimde poşetlerle, ağır ağır yürüyor ve bu sırada; sarı tarlaları, zeytin ve incir ağaçlarını, uzakta görünen güneş ve Ege denizinin adeta aşkın armonisini seyrederek eve dönüyordum. Ayaklarım yerde iken, ruhum, burgu, helezonvari bir biçimde yavaş yavaş başka bir aleme yükseliyordu. Denizden yeni dönmüş olan insanların evlerinde olduğu saatler olduğu için etrafın sakinliği de bana ortam yaratmıştı. Yaz tatili

İshakEdebiyat
8 saat önce


Armağan Can Yazdı- Bir Nefeslik Yazgı: Karahindiba
Gökyüzü gibi bir bitkidir karahindiba. Sarı çiçekli hâli güneştir; griye dönmüş hâli ay. Bir nefeste uçuşturduğumuz tohumlarıysa yıldızlardır. Yıldızlara dokunmak zaman ister. Güneşi ve ayı yeterince gördükten sonra sıra onlara gelir. Her bir yıldıza içimizden geçen dilekler yüklenir ve uğurlanır. Sonrası karanlıkta beliren, göz kırpan izlerdir bizi bekleyen. Antik Yunan düşüncesinde karahindiba doğrudan bir tanrıya atfedilmese de rüzgârla ilişkilendirilir. Kızılderili anlatı

İshakEdebiyat
1 gün önce


Öykü- Mustafa Seyfi- Lilith'e Mektup
“Sevgili Lilith, Bu mektup sana ne zaman ulaşır, bilmiyorum. Belki sabah, belki öğlen, belki de akşam üstü... Bütün zaman ve selam dilimlerinden bağımsız, günaydın demek isterim sana. Yeni bir gün doğmuş gibi selamlamak hep seni: Günaydın Lilith. Otobüsten ineli bir gün, sırtımda çantamla şehri karış karış dolaştıktan sonra keseme uygun bir otel bulalı da birkaç saat oldu. Yol boyu sesini duymak için gördüğüm her telefon kulübesine girip de tüm jetonlarımı harcadım. Şimdi san

İshakEdebiyat
2 gün önce


Öykü- Ayşe Turkay Yiğit- Koz Ver
Pek muhterem huzuri hazirun… Geçmiş zaman söylenmiş, yalan gerçek dinlenmiş, hikâye hikâyeye benzermiş. “ Avazeyi âleme davut gibi sal, bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş, ”* diyerek başlayalım muhabbetimize. Siz deyin evvel zaman içinde, ben diyeyim yakın geçmiş izinde, yaban eller desin prezınt pörfekt tenstte vadi eteğinde bir köyde geçiyor hikâye. Hey gidi, zamanın behrinde kartpostal atardık ya birbirimize. O kartpostallardaki gibi bir köy işte. Herkes kendi köyünü

İshakEdebiyat
4 gün önce


Öykü- Ayhan Kavcı- Bendeki Arıza Yetmişlerde Başladı
Çin Mahallesi’ndeki Princeton Bulvarı’nın ara sokaklarından birinde ucuz bir otel odası bulmuştum. Cesur davranıp arkadaşlarımı da oraya götürürdüm. Yetmiş yılında Asya’dan Şikago’ya geldikten sonra insanlarla kurduğum ilk tecrübelerdi bunlar. Bir şekilde arkadaşlar edinip müzikten, şundan bundan söz etmek, hani mümkünse güzel vakit geçirmek… Taşıması kolay pikabım vardı elimde ve ortasındaki demir çubuğunda o gün dinleyeceğimiz parçalar döndürülmeyi bekliyordu. Hawig Pollwor

İshakEdebiyat
5 gün önce


Öykü- Şenay Şentürk- Piyer Loti ya da Beyoğlu
Bak güzelim, buraya neden geldiğini ikimiz de biliyoruz. Rol yapmana gerek yok. Kahve telvelerinde sözüm ona kehanet okuyan anneme maaşını kaptırmana da. Bu kat kat toz bağlamış eşyalarla dolu izbe yer ikimiz için de uygun değil. Çıkalım seninle şöyle, Piyer Loti’ye uzanalım. Ben kapkara demli bir çay söyleyeyim. Adam dediğin çayı kola renginde içer, söylemiş miydim? Sana da şöyle sade bir Türk kahvesi. Kapat fincanı tersine, ben açayım falını. Bir bir okuyayım geleceğimizi.

İshakEdebiyat
6 gün önce


Öykü- Beray Nisa Altuntaş- Ölüm Kovalamacı
Bir gün babamın annemi öldüreceğinden korkardım. Bu korku öyle bir işlemişti ki ruhuma geceleri sıcak yatağımdan kalkar, annemi kontrol etmeye giderdim. Nefes alışverişleri bazen düzenli bazen düzensiz olurdu annemin. Sokak lambasının ışığının dahi uğramadığı bir odada yatardı. Minicik gözlerimle annemin göğüs kısmına ve karnına bakar; nefes aldığından emin olana kadar oradan ayrılmazdım. Bazı geceler baktığım kısımlarda ben de kör olurdum sanki. Ölmek, annemin ölmesi korkusu

İshakEdebiyat
28 Oca


İshak İlk Kitap Soruşturması- Elmas Tunç
1-Öykü yazmaya ne zaman, nasıl başladınız? Öykü yazmaya 2020 yılında, önce çocuk, sonra yetişkin öyküleri kurgulayarak başladım. O zamana değin öyküyle bir münasebetim olmadı. Bu demek değildi ki yazıyla da bir bağım yoktu. Bilakis, öyküyle tanışana değin şiir yazıyordum. Bunun, öyküdeki ritmi ve imgeleri beslediğini daha sonra işin içine girince anladım tabii. Nasıl başladığıma gelince, bir arkadaşımın yazı alıştırmaları için oluşturduğu WhatsApp grubuna ben de dâhil olmuştu

İshakEdebiyat
27 Oca


Öykü- Zeynep Öztekin Yıldırım- Düşük Göz Kapakları Ülkesi
Nilgün, o sabah zor uyandı. Gece yine çok içmişti. Flört ettiği hiçbir erkek onu cezbedememiş, erkenden eve dönmüştü. Kızı uyuyordu, geldiğini duymamıştı. Sürünerek banyoya gitti. Yüzüne çarptığı soğuk su iyi gelmişti. Aynaya biraz daha yaklaştı, doğru mu görüyordu? Sol göz kapağı düşmüştü. Tekrar baktı, yok bayağı “Hayko Cepkin” olmuştu işte. Ah, Nilgün, ah! Hiç akıllanmazsın. Adam bu botoks fazla olabilir demişti. Basın gitsin doktor bey bana bir şey olmaz dedin. Oldu işte.

İshakEdebiyat
26 Oca


Dilek Altundağ Yazdı- Hatırlamanın Kırılganlığı- Zeliha Tamer Uçar’ın “Tahta Bacaklı At” Kitabı Üzerine
Zeliha Tamer Uçar’ın ilk öykü kitabı Tahta Bacaklı At , Metinlerarası Kitap etiketiyle çıktı. 115 sayfalık kitapta on üç öykü yer alıyor. Sessiz acıların, çocukluk gölgelerinin ve yetişkinliğin kırılganlığı içinde dolaşan bir anlatı evreni kuruyor. Dergilerde yayımlanan öykülerinden aşina olduğumuz yazarın dili bu kitapta daha belirgin “kendine özgü” bir ritim taşıyor. Bu kitabın en sevdiğim taraflarından biri de yazar karakterlerini sadece yazmıyor. Onlarla konuşuyor. Onlara

İshakEdebiyat
25 Oca
İshak Edebiyat
bottom of page
